25 Mayıs 2009 Pazartesi

İran'da 'Facebook' yasağı

İranlı yetkililer, 12 Haziran'daki cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde, internetin en popüler sosyal iletişim ağı 'Facebook'a ulaşımı engelledi.
Eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi'nin desteklediği reformcu aday Mir Hüseyin Musavi yandaşları, Facebook'un seçim kampanyalarının önde gelen araçlarından biri olduğunu söyleyerek, uygulamaya tepki gösterdi.

Reformcu kanat, Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad'a karşı, gençlerin oylarını almak maksadıyla Facebook'u etkin bir şekilde kullandıklarını belirterek, yetkililerin bundan rahatsız olduğunu ve diğer bazı siteleri de bloke etmelerinden endişe duyduklarını dile getirdi.

İranlı yetkililer ise, Facebook'a ulaşımın engellenmesi konusunda herhangi bir açıklama yapmadı. Ahmedinecad, Haziran ayındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Musavi ve diğer iki adaya karşı yarışıyor.

12 Eylül 2008 Cuma

Kadının hala adı yok!


Milenyum çağında da olsak, global bir dünyada da yaşasak, kadına yönelik şiddet tüm acımasızlığıyla devam ediyor. Üstelik kadının ekonomik ve öğretim düzeyi ya da yaşadığı ülke de şiddete maruz kalmasına engel olamıyor. Yapılan araştırmalar; şiddete maruz kalan kadınların yüzde 91’inin bu sorunu çözemediğini gösteriyor.

Psikolog Şebnem Turhan’a göre; kadınlara yönelik şiddetin bir kısır döngüye dönüşmesinin en büyük nedeni, kadının bu şiddeti kabullenmesi ve içselleştirmesi: Kadınların bir kısmı şiddeti ‘sevgi gösterisi’ gibi algılayabiliyor, kimi erkeğin sosyal statüsü nedeniyle sesini çıkarmıyor, hatta bazıları kendini suçlu hissediyor. Kadının şiddeti kabullenmesi de şiddeti olağan hale getiriyor!

Gelişen teknoloji, yükselen ekonomik ve refah düzeyine rağmen tüm dünyada kadınlar şiddet kurbanı olmaya devam ediyor! Dünya Sağlık Örgütü (WHO) şiddeti; “Fiziksel güç veya iktidarın kasıtlı bir tehdit biçiminde bir başkasına uygulanması sonucunda, yaralanma, ölüm ve psikolojik zarara yol açması ya da açma olasılığı bulunması” olarak tanımlıyor. Kadına yönelik şiddet; coğrafi sınır, ekonomik gelişmişlik ve öğretim düzeyine bakılmaksızın tüm dünyada ve kültürlerde yaygın bir biçimde sürüyor. Medical Park Bahçelievler Hastanesi’nden Psikolog Şebnem Turhan; kadına yönelik şiddetin nedenlerini değerlendirdi:

� Şiddetin en yaygın görülen biçimi, erkeğin kadına ve çocuğa karşı uyguladığı aile içi şiddet! Aile içi şiddet; kadının psikolojik (kadının küçük görmek, ona aşağılayıcı adlar takmak gibi kadını küçük düşüren hareket ve sözler), ekonomik (kadının çalışmasına izin verilmemesi, kadının elinden maaşının alınması, ona az para verilmesi ve ona verilen paranın sürekli olarak hesabının sorulması ve kadının ekonomik yönden bağımlı hissetmesini sağlayacak her türlü davranış), cinsel (tecavüz, taciz, evlilik içi tecavüz, ensest vb) ve fiziksel (kadının bedenine yönelik her türden zarar verici davranış) şiddete maruz kalmasıdır.

SEVİYOR Kİ DÖVÜYOR!
� Şiddetin algılamasında ve tanımlanmasında, her zaman toplumun ve bireylerin kültürel değerleri önemli rol oynuyor. Örneğin Türkiye’de yapılan bir araştırma; evli kadınların eşleri tarafından cinsel birlikteliğe zorlanmalarını, ‘cinsel şiddet’ olarak nitelendirmediklerini gösteriyor. Söz konusu durumun nedeni, Türk toplumunda kadına yüklediği cinsel ve sosyal roller çerçevesinde açıklanabilir. Bütün bu değerler ve roller de iletişim yoluyla nesilden nesle aktarılıyor. Yani şiddeti anlamlandırmada, ‘iletişim biçimleri’ temel rol oynuyor.

ANNEDEN KIZINA KALAN MİRAS!
� Şiddetin bir ‘sevgi göstergesi’ olarak algılamasının temelinde; aile modelinin önemli bir etkisi var. İlgi ve sevginin ne olduğu ve nasıl yaşandığının ilk öğrenildiği yer aile; şiddet de, sevgi ve ilginin göstergesi olarak aile içindeki iletişim yoluyla öğreniliyor. Örneğin; bir ailede baba ve anne arasındaki iletişim, ya da ebeveyn ve çocuk arasındaki iletişim, şiddet üzerine kurulu olabilir. Bu tür ailelerde kız çocukları; özdeşim kurdukları annenin etkisiyle, erkeklere boyun eğmenin doğal bir davranış olduğunu özümser ve şiddete uğradıklarında anneleri gibi boyun eğici bir şekilde davranabilir. Hem anne babaları arasında gördükleri, hem de kendileri yaşadıkları için, şiddetin istinai bir durum değil, bütün evliliklerde görülen bir durum olduğuna inanıyor ve şiddete boyun eğiyorlar.

BASKICI AİLE MODELİNİN MAHSULÜ!

� Aile içi iletişim faktörleri de şiddetin kanıksanmasına neden olabiliyor. Duygusal açıdan katı özellikler taşıyan, çocuğu pasifleştiren, aşağılayan, eleştiren, anne ve babanın koyduğu kurallardan çıkamayan, çıktığında şiddetle cezalandıran, çocuğun isteklerini göz ardı eden, kendisi için yapılan iyiliklerin söylenerek anne ve babaya borçlu hissettirilen bir şekilde yetiştirilmiş kız çocukları şiddete karşı koyamayabiliyor.

KENDİNİ ‘KURBAN’ GÖREN KADINLAR�

� Katı aile koşullarda yetişmiş bir kadının; kendisini hayatta iyilikleri hak etmeyen, hakketmek için de belli koşulları yerine getirmesi gereken, birçok acıyı çekmeye mahkum olan, kendine güveni olmayan biri, bir ‘kurban’ olarak görmeye başlıyor. ‘Kurban’ rolünü üstlenen kadınlar, şiddetin gerçek sorumlusu olarak kendilerini görüyor ve saldırganın sorumluluğunu üstlerine alıyorlar.

� Kadının kişilik yapısı da şiddete karşı tavrını belirliyor. Mazoşistik, depresif veya bağımlı kişilik yapılarıyla; etrafa ‘ben öyle acılar çekiyorum ki bunu benden başka kimse çekemez’ mesajı veriyorlar.

BİR GÜN DÖVMEKTEN VAZGEÇER UMUDU

� Kadınların bir kısmı kendilerine şiddet uygulayan kişinin bir süre sonra bu davranışında vazgeçeceğine inanıyorlar. Bu inanç, onların şiddet uygulayan kişiye olan boyun eğme davranışlarını pekiştiriyor. Bazı kadınlar ise yaşadıkları şiddet ve öfkeyi inkar eğilimi taşıyor ve şiddetin kurbanı olmaya devam ediyorlar.

� Yapılan araştırmalara göre; şiddete maruz kalan kadınların yüzde 91'i hiçbir şekilde bu sorunu çözemiyorlar. Geçmiş yaşantılarından gelen ‘her ne yaparsam yapayım sevilmeyeceğim, kabul edilmeyeceğim’ inancıyla etkin bir çözüm yolu bulamıyorlar.

� Kadının erkeğe karşı ikincil konuma yerleşmesini öğreten ataerkil yani erkek egemen toplum yapısı; itaat eden, söz dinleyen, korunmaya muhtaç bir kadın ile emir veren, eleştiren, koruyan ve kollayan bir erkek modelini beraberinde getiriyor.

� Sonuç olarak kadının şiddeti bir ‘sevgi gösterisi’ olarak görmesi ve sonrasında da kendisini suçlaması; aile içi iletişimden başlayarak, kişinin ruhsal dinamikleri, problem çözme becerileri, sosyal ve kültürel etkenler olmak üzere dört ana çerçevede değerlendirilebilir. Saydığımız tüm bu etkenler; kadına yönelik şiddeti, boyun eğmeyi, erkeğin isteğini yerine getirmesi gerektiği inancını destekliyor ve şiddetin sıradanmış gibi algılanmasına zemin hazırlıyor.

SOSYAL STATÜ TUTKUSU DAYAĞA BOYUN EĞDİRİYOR

Kadınların kendilerine yönelik şiddete boyun eğmelerinin bir başka nedeni de; sosyoekonomik sebepler! Kadının ekonomik olarak erkeğe bağımlı olması ve ilişkinin getirdiği sosyal ve ekonomik birtakım kazançlardan vazgeçmek istememesi gibi etkenler, şiddeti kabullenmesine neden olabiliyor. Örneğin, ekonomik durumu çok iyi olan bir adamla birlikte olan ya da evli olan bir kadının hayat standartlarında vazgeçmek istememesi ya da adamın sahip olduğu sosyal statüyü kullanması, onun gördüğü şiddeti kabullenmesine yol açabiliyor. Örneğin bir doktorun ya da avukatın eşi olduğundan dolayı böbürlenmesi bu tür ilişkinin devamına neden olabiliyor. Toplumda ‘dul’ olarak anılacağını düşünmesi de şiddeti durdurmada engel teşkil edebiliyor.

KIZINI DÖVMEYEN DİZİNİ DÖVER!..

Toplumlara mahsus atasözleri, masallar, görsel ve yazılı basın yoluyla öğrenilen cinsiyet rolleri de şiddeti meşrulaştıran etkenler arasında sayılabilir. ‘Kızını dövmeyen dizini döver’, ‘annenin vurduğu yerde gül biter’, ‘kocan değil mi hem döver hem sever’, ‘kadının sırtından dayağı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin’, ‘dayak cennetten çıkmadır’ gibi şiddeti toplumlarda sıradanlaştırmasını sağlayan atasözlerini çoğaltmak mümkün�

28 Haziran 2008 Cumartesi

Mavi bayraklı plajlar


Temiz plajlar

Mavi Bayrak, plaj ve marinalara verilen uluslararası bir çevre ödülü. Temiz, bakımlı, donanımlı, güvenli bir çevrenin sembolü. Plajlar için önce temiz deniz suyu sonra da çevre eğitimi ve bilgilendirmeye önem veren, gerekli donanıma sahip iyi bir çevre yönetimini temsil etmekte. Türkiye bu yıl 258 mavi bayraklı plajı ve 13 marinası ile dünya üçüncüsü oldu.

Mavi Bayrak, uluslararası niteliği ile de turizm açısından ayrı bir önem taşımakta. Tatil yapmak için bilmediği, yeni tanıyacağı bir yere giderken, insanların uluslararası garanti içeren ve özelliklerini bildiği bir plaja gitmek için plan yapması daha kolay.

Mavi Bayrak ödülüne aday plaj ve marinalar 4 ana grupta toplanan kriterlere göre değerlendiriliyor:



Su kalitesi (marinalar için yalnız görsel)

Can güvenliği, donanım ve hizmetler

Çevre eğitimi ve bilgilendirme

Çevre yönetimi

NASIL MAVİ BAYRAK ALINIR?

Mavi Bayrak ödülü için müracaatlar, turistik isletmeler veya kişisel olarak belediyeler aracılığı ile "TÜRÇEV'e yapılıyor.



TÜRÇEV, başvuruları "Ulusal Jüri"nin değerlendirilmesine sunar ve jürinin uygun gördüğü plaj ve marinaların bilgi ve belgelerini FEE’ ye ulaştırır. FEE, Uluslararası Jürisini toplayarak tüm ülkelerin taleplerini değerlendirir ve nihai kararını verir.



Ulusal Jüri üniversite temsilcileri, turizm sektöründen Turizm Yatırımcılar Derneği, Türkiye Otelciler Birliği, Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği, Marina İşletme ve Yatırımcıları Derneği temsilcileri, Kültür - Turizm, Çevre, Sağlık Bakanlıkları ve TÜRÇEV temsilcilerinden oluşmakta.



Mavi Bayrak ödülü bir yıl için verilmekte ve her yıl müracaatlar yenilenmekte.

MAVİ BAYRAK DENETİMLERİ

Mavi Bayrak ödülünü aldıktan sonra gerek standardın sezon süresince korunması, gerekse verilen beyanların izlenmesi amacı ile ulusal ve uluslararası düzeyde denetimler yapılmakta. Ulusal denetim TÜRÇEV koordinasyonunda yapılmaktadır. Gerek ulusal gerekse FEE uzmanları tarafından yapılan denetimler sırasında, eksikliklerin görülmesi durumunda yetkililer uyarılmakta ve giderilmesi için kısa bir süre verilmektedir. Eksikliğin devam etmesi durumunda veya eksikliğin niteliğine göre hiç süre tanımaksızın Mavi Bayrak ödülü TÜRÇEV veya FEE uzmanı tarafından geri alınabilmektedir.



Ayrıca Kültür ve Turizm Bakanlığı İl Müdürlükleri koordinasyonunda da periyodik yerel denetimler yapılabilmektedir.



Mavi Bayrak’ın plajlar için 27, marinalar için 22 kriteri bulunmaktadır. Plajlar için en önemlilerinden birisi 15 gün ara ile sezon süresince mikrobiyolojik düzeyde ve iki parametrede deniz suyu analizlerinin yapılması ve AB normlarına göre limitlerinin tutması beklenmekte, yani deniz suyunun çok temiz olması beklenmektedir. Bu nedenle de arıtma tesisi olan belde veya münferit tesislerde paket arıtması olan yerlerin müracaatı kabul edilmektedir.



Mavi Bayrak sayımız 2007 yılında 235 plaj ve 14 marina iken 2008’de 258 plaj ve 13 marinaya ulaştı. Bayrak sayısı açısından bu yıl Türkiye İspanya, Yunanistan'ın ardından dünya üçüncüsü oldu.

Banka devleri birbirlerinin kuyusunu kazma yarışında

Banka devleri birbirlerinin kuyusunu kazma yarışında


Kredİ krizi nedeniyle zor günler geçiren dünyanın en büyük finans kuruluşlarının birbirleri hakkında yayınladıkları olumsuz raporlar hisse senetlerinde düşüşleri hızlandırıyor. Önceki gün Goldman Sachs, Citigroup’un 8.9 milyar dolar zarar yazacağı tahmininde bulunmasının ardından dün de Citigroup, Deutsche Bank üzerindeki sermayesini artırması yönünde baskıların büyümeye devam edebileceğini belirterek, banka hisselerinin önümüzdeki 3 ayda düşüş yaşabileceğini, bu nedenle yatırımcılara Deutsche hisselerini satmalarını tavsiye etti. Bir diğer yatırım bankası Lehman Brothers da rakibi Merrill Lynch’in ikinci çeyrekte hisse başına zarar tahminini 64 cent’ten 2.78 dolara yükselttiğini açıkladı.

Hamann dan yeni fiat 500 otomobil


Hamann’dan Fiat 500 ve Porsche 911 Turbo

Hamann tarafından modifiye edilen ufak retro otomobil Fiat 500, 30 milimetre alçaltılmış, 215/35 ZR17 ebadında lastiklerle donatılmış ve 1.4 litrelik benzinli motorun egzoz sistemi manifolttan son susturucuya kadar yenilenmiş. Artan güçle başa çıkabilmesi için aracın fren sistemi de önde 280 milimetre çapında 4 pistonlu fren diskleri, arkada 240 milimetre çapında diskler ile değiştirilmiş.

Firma benzinli modelin teknik verilerini açıklamadı ancak 1.3 litrelik dizel versiyonun yeniden programlanan motor elektroniği sayesinde, gücünün, 75 hp’den 90 hp’ye, torkununda 145 Nm’den 230 Nm’çıktığını açıkladı.

Porsche’nin teknik verileri ise aracın sanki başka bir gezegene ait olduğunu ifade ediyor. Zaten otomobil basınında, gücü ve yol tutuşu ile mükemmel bir paket olarak yorumlanan 911 Turbo’da, modifikasyonlar iyi sonuç veriyor, ancak “modifiyeli paket” her yönü ile memnun edici olamayabiliyor. Hamann, standart 911 Turbo’daki 480 beygir gücündeki çift turbo beslemeli 3.6 litrelik motorun gücünü 630 beygire yükseltmiş. Aracın 0-100 km/s hızlanması 3.3 saniyeye düşerken azami hızı 359 km/s’ye yükselmiş. Hamann 911 Turbo Stallion’da en çok göze çarpan özellik, yaklaşık 8 santim alçalan tavan yüksekliği.

SSK'lıya kötü haber

Sosyal Güvenlik Kurumu ve Türk Eczacıları Birliği arasında 1 Temmuz 2008’de yürürlüğe girmesi gereken ve vatandaşların yüzde 90’ının eczanelerden ilaç alma koşullarını belirleyen 2008 Yılı “İlaç Alım Protokolü” görüşmelerinde anlaşma sağlanamadığı, görüşmelerin tıkandığı bildirildi.

Sosyal Güvenlik Kurumu ile Türk Eczacıları Birliği arasındaki 2008 Yılı İlaç Alım Protokolü görüşmelerinde anlaşma sağlanamadı ve görüşmeler tıkandı. 1 Temmuz’da yürürlüğe girmesi gereken ve kamu çalışanlarının ilaç alım koşullarını belirleyen protokolde anlaşma sağlanamaması üzerine 51 eczacı odası yarın Ankara’da olağanüstü toplanacak. Yapılan toplantı sonucunda eczanelerin kepenk kapatma eylemi yapabileceği öğrenilirken, 1 Temmuz’a kadar SGK ile anlaşmaya varılmadığı takdirde ise, kamu çalışanlarının ilaç ihtiyaçlarının karşılanamaması tehlikesi doğacak.

KURUM İSKONTOSU KALKMALI

SGK ile anlaşamayan eczacıların talepleri ise şu şekilde sıralandı:

“-Kurum ıskontosu kesinlikle protokolde yer almamalıdır. Ayrıca, bilinmelidir ki, bizler eczacıyı potansiyel suçlu olarak gösteren cezai hükümlerin ağırlıklı olarak bulunduğu bir Protokolü mesleki saygınlığımızı zedeleyici bir unsur olarak değerlendiriyor ve eczacıya yönelik böylesi bir yaklaşımı kabul edilemez buluyoruz.

-Diğer yandan, ilaç firması ve sosyal güvenlik kurumu arasındaki maddi ilişkinin bedelini eczacılar ödemekte, son üç yıldır kamu kurum ıskontolarının perakende satış fiyatı üzerinden yapılması nedeniyle, eczacılar yüzde 3’lere varan bir haksız ekonomik kayba uğramaktadır. İlaç şirketlerinin kamu kurum ıskontosunun eczane üzerinden yapılması uygulaması derhal sonlandırılmalıdır.

-Buna ek olarak, hem kamuyu koruyan, hem de eczaneler arasında adil dağıtımı gerçekleştirerek düşük sermayeli eczanelerin ayakta kalmasını ve sağlık hizmeti vermeye devam etmesini sağlayan mevcut reçete dağıtım sistemlerinin korunması ve geliştirilmesi, olmazsa olmazlarımızdandır.”

seksi ve güzel balıkçılar


Böyle öldürdüm!


3 ay önce boğazı kesilerek öldürülen 14 yaşındaki Yeliz Özdoğru’nun katilini soğukkanlılığı eleverdi

SİNOP’ta 3 ay önce boğazı kesilerek öldürülen 14 yaşındaki Yeliz Özdoğru’nun katil zanlısı uyuşturucudan sabıkalı 20 yaşındaki K.E.’nin iki hafta önce yerel bir gazeteye giderek, “Ben sık sık İstanbul’a gittiğim için arkamdan ‘cinayetle ilişkim var’ diye dedikodu yapılmış. Ben onun katili değilim” dediği ve gazetecilerin teklifi üzerine olay yerine giderek, cinayetin nasıl işlenmiş olabileceğini anlattığı ortaya çıktı. Gazetecilerin de kamerayla kaydettikleri bu görüntüleri CD’ye aktarıp jandarmaya verdikleri anlaşıldı. Eldeki cinayet aleti bıçağın da K.E.'nin amcasının evindeki bıçak setindeki eksik bıçak olduğunu saptayan jandarma ekipleri harekete geçti. İstanbul'da önceki gün yakalanan ve suçunu itiraf eden K.E., dün gece Sinop'a getirildi.

Olay, geçen 29 Mart'ta Sinop merkeze bağlı Uzungürgen Köyü’nde meydana geldi. Kursa gitmek için evden ayrılan Sinop Atatürk Lisesi 1’nci sınıf öğrencisi Yeliz Özdoğru’nun akşam eve gelmemesi üzerine ailesi durumu jandarmaya bildirdi. Ailenin başvurusu üzerine aramaya başlayan ekipler, 1 hafta sonra genç kızın cesedini köyde boş bir arazide buldu. Boğazı kesilerek öldürüldüğü tespit edilen Yeliz Özdoğru’nun cesedi otopsi yapılmak üzere morga kaldırıldı. Yapılan incelemede genç kızın tırnak aralarında katil zanlısına ait deri parçaları bulundu. Bundan kısa süre sonra da yöre sakinlerinden bir kadın olayda kullanılan bıçağı bularak jandarmaya getirdi. Yapılan incelemede bıçağın üzerinde genç kıza ait kan ve deri parçaları bulundu.
GAZETEYE GİTMİŞ

Olayla ilgili soruşturma sürerken, köylüler, cinayeti İstanbul’da yaşayan ve zaman zaman köydeki amcasının yanına gidip gelen K.E.'nin işlemiş olabileceği yönünde ihbarda bulundu. Hakkında çıkan dedikodular üzerine K.E. iki hafta önce köye geldi. Günlük yayın yapan yerel gazeteye (Haber 57) giden K.E., “Sık sık İstanbul’a gittiğim için arkamdan cinayetle ilişkim var dedikoduları yapılmış. Ben onun katili değilim. Benim günahımı alıyorlar” dedi. Davranışlarından şüphelenen gazetecilerin teklifi ile olay yerine giden K.E., burada cinayetin nasıl işlenmiş olabileceğini anlattı. K.E.'nin anlattıklarını kamerayla görüntülen gazeteciler, bu görüntüleri daha sonra CD'ye aktarıp jandarmaya teslim etti.

BIÇAK SETİNDEN BİRİ EKSİK

Bu gelişmenin üzerine şüphelerin üzerinde yoğunlaştığı K.E. ile amcası 35 yaşındaki K.E. yakın takibe alındı. Amca K.E.’nin evinde yapılan aramada cinayet aleti bıçakla benzer olan bıçak seti bulundu. Altılı sette eksik bıçağın cinayet aletiyle uyuşması üzerine amca gözaltına alındı. Önceki gün bir ekip İstanbul’a giderek K.E.’yi yakaladı. K.E.’nin ilk sorgusunda suçu inkar ettiği, ancak ele geçirilen bıçaktan bahsedilip, üzerindeki kan ile et parçalarının analizinden söz edilince suçunu itiraf ettiği belirtildi.

CİNSEL İLİŞKİ TEKLİFİNİ KABUL ETMEYİNCE ÖLDÜRMÜŞ

Dün gece Sinop’a getirilen ve bugün olay yerinde tatbikat yaptırılan K.E. ifadesinde, “Olay günü Sinop’ta alkol ve uyuşturucu hap aldım. Yürüyerek köydeki eve gidiyordum. Kestirme olsun diye patika yoldan geçerken, Yeliz’i gördüm. Alkolün verdiği etkiyle kendisine cinsel ilişki teklif ettim. Kabul etmeyip karşı çıktı. Ben de bıçağı boğazına dayayarak ormanlık alana sürükledim. Aramızda boğuşma çıktı. Bu sırada boğazını kestim. Çok pişmanım” dedi.

Katil zanlısı K.E. ile amcası K.E.'nin sorgularının sürdüğü belirtilirken, cinayetle soruşturmanın devam ettiği, başka zanlı ve delillere de ulaşılabileceği belirtildi.

AĞUSTOS’TA ASKERE GİDECEKTİ

Öte yandan uyuşturucu kullanmaktan sabıkası bulunan katil zanlısı K.E.’nin önümüzdeki ağustos ayında vatani görevini yapmak üzere askere gideceği belirtildi. Ayrıca K.E.’nin İstanbul’a gittiği günlerde de köydeki yakınları ve arkadaşlarını zaman zaman arayarak “Yeliz’in katili yakalandı mı?” diye sorduğu da ileri sürüldü.

BAŞSAVCININ AÇIKLAMASI

Sinop Cumhuriyet Başsavcısı Sadettin Arslan, olayla ilgili yaptığı yazılı açıklamada şunları söyledi:

“Yapılan soruşturmada çok sayıda kişinin ifadesine başvurulmuş, teknik imkanlardan yararlanılmış, cenaze törenine katılanların görüntüleri psikaytr incelemesine tabi tutulmuş şüpheli olarak değerlendirilen şahıslar hakkında detaylı araştırmalar yapılmış, nihayetinde eldeki verilere göre hakkında kuvvetli emareler ve deliller bulunan K.E. İstanbul'da jandarma ekibi tarafından yakalanarak Sinop'a getirilmiştir.”

Şahıs suçunu itiraf ettiğini belirten Başsavcı Arslan açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Olayın bir gece önceden Sinop'ta arkadaşı olan Sevda isimli bayan ve 4 arkadaşıyla beraber gece alkol, esrar ve hap aldığını sabaha karşı beraber uyuşturucu kullandıklarını, Ramazan isimli şahsın Uzungürgen Köyü Bektaşağa Sapağı'nda kendisini bıraktığını, yolda yürüyerek köye giden Yeliz Özdoğru'yu görüp ona laf attığını, kendisini azarlaması üzerine hapın verdiği uyarıcı etkiyle Yeliz Özdoğru'yu tacize başladığını, direnmesi üzerine de boğazına bıçağı dayayıp eliyle ağzını kapatarak tarlaya götürüp bağırmasından korkarak boğazını kestiğini, bu şekilde 20 dakika bekledikten sonra daha sık çalılıkların arasına bırakarak Bektaşağa Göleti'ne gidip bıçakla kanlı gömleğini atarak üzerinde kalan esrarı içtikten sonra köye döndüğünü, olay günü akşamı da Gerze'ye giderek oradan İstanbul'a gittiğini itiraf etmiştir.”

Kendisini de villasıyla satıyor !


Deven Traboscia, ABD'nin Florida eyaletine bağlı Palm Beach'te lüks bir villada yaşıyor. Deven eşiyle boşandıktan sonra 14 ve 21 yaşındaki iki kızıyla birlikte yaşamaya başladı. Ancak maddi sıkıntı yaşan Deven Traboscia vilasını satmaya karar verdi. 41 yaşındaki kadın villasını satışa çıkarıp alıcı bulamayınca son derece farklı bir yöntem denemeye karar verdi.


Yalnızlıktan bıkan, hem gönlünün prensini hem de evine yeni bir alıcı bulmak isteyen Traboscia, evini kendisiyle birlikte satışa çıkardı. Açık artırma öncesi ABD basınına konuşan Traboscia, "Yapayalnızdım ve hayatımla ilgili ne yapabileceğim hakkında en ufak bir fikrim yoktu" dedi.

30 Ekim 2007 Salı

Ucuz 32GB kapasiteli USB bellek!


ABD'de 399 dolara satılan yeni USB bellek benzerlerine oranla oldukça makul bir fiyata sahip. USB 2.0 desteği bulunan üründe, yaklaşık 21.000 fotoğraf, 32 saat video ve 8.000 şarkı depolama kapasitesi bulunuyor.

DiskGO, bu kapasiteye sahip ilk ürün değil. Ancak belleğin en önemli özelliği bu kadar uygun fiyata satılması. Fiyat düşününün diğer marka ve modellere de yansıyacağı gelen bilgiler arasında.

Hürriyet